Taşıma Sistemi

Posted by Arif

Canlıların tümü, maddelerin vücudun bir kısmından başka bir kısmına taşınması sorunuyla karşı karşıyadır. Bu sorunlarını çözen taşıma organlarının ve sisteminin oluşturulması evrimsel bir sürecin sonucudur.

I. İLERİ YAPILI BİTKİLERDE : Organik (fotosentez ürünleri) ve inorganik (su, madensel tuz iyonları) maddelerin taşınmasında iletim demetleri görevlidir.
a. ODUN DEMETLERİ : Canlı parankima ve destek hücrelerinin canlılığını yitirmesiyle oluşur.
Özellikleri :
• Ara çeperler tümüyle erimiştir. Ölü maddeler alan yan çeperler kalındır.
• Trake (en geniş, boyu kısa) ve trakeitlerden (eni dar boyu uzun) oluşur.
• İletim yönü açık hava basıncı ve yerçekimi kuvvetine karşıdır.
• İletim soymuk demetlerine oranla daha hızlı olmaktadır.
• Topraktan emici tüylerle alınan su ve madensel tuzları yapraklara iletirler.
Suyun İletimini Etkileyen Faktörler :
• Kök basıncı
• Terleme
• Kohezyon gerilimi
• Kılcallık olayı

Kök basıncı suyun iletimini sağlayan temel kuvvet olsaydı Ksilemi delinen bir bitkide boruda oluşan hava kabarcığı nedeniyle suyun boruda yükselmesi önleneceği için su dışarı akardı.
Öyleyse, kök basıncı 30 m ve daha uzun bitkilerde temel kuvvet değildir. Küçük boyutlu bitkilerde suyun 1 m yüksekliğe çıkışında etkili olabilir. Daha kesin söylemek gerekirse kök basıncı ve terleme suyun odun borularında yükselmesine neden olur.
Suyun 1 m den daha yüksekteki yapraklara iletimini sağlayan etken alttan itme kuvveti değil de üstten çekme kuvveti olmalıdır. Bu da terleme ve kohezyon gerilim teorisi olarak ifadelendirilir. Su terlemeyle kaybedilir ya da yapraklardaki fotosentez olayında kullanılır. Ayrıca fotosentez sırasında osmotik bakımdan aktif (glikoz) maddeler üretilir. Bu olaylar yaprak hücrelerinin damarlara (ksilem) göre HİPERTONİK olmasına ve bu durumu korumasına nedendir. Böylece yaprak hücreleri gövde ve yapraktaki KSİLEM'den osmos gereği su çekerler.

Yaprak hücrelerinde oluşturulan yüzey gerilimi etkisinde olan KSİLEM BORUSUNDAKİ SU sütunu gerilir. Buna karşılık su moleküllerinin birbirini çekme eğilimi oldukça fazladır. (H bağları nedeniyle) Yapraktaki çekme kuvveti, ksilemdeki kohezyon gerilim kuvveti suyun kopmayan bir sütun halinde ksilemde tepe dallarına kadar iletimini sağlar.

b. SOYMUK DEMETLERİ : Bol sitoplazmalı arkadaş hücreleriyle ve destek hücrelerinden oluşur.
• Hücreler arası çeperler kısmen erir.
• Ara geçitler vardır.
• Fotosentez ürünlerini bitkinin bütün bölümlerine taşır.
• İletim çift yönlüdür.
• Organik maddeler su ile birlikte taşınır.

İletimde iki görüş
(1) Boruda iletilen maddeler; sitoplazma akmasıyla borunun bir tarafında aşağı, diğer tarafında yukarı doğru hareket eder. Kalburlu zardan geçişler difüzyon ya da aktif taşımayla olur.
(2) Basınç–akış teorisi: Yaygın olarak kabul edilen görüştür.
Bu görüşe göre, çözünmüş maddeleri taşıyan suyun, basınç altında ve turgor basıncıyla osmotik basınç derecelenmeleriyle floem boyunca aktığını kabul eder. Yaprak floeminde glikoz konsantrasyonu çok yüksektir. Bu şekilde yaratılan osmotik basınç ksilemden suyun floeme geçmesine neden olur. Turgor basıncı oluşur. bu basınçla sıvı bir hücreden diğerine iletilir. Gövdenin aşağı kısımlarında ve kökte glikoz hiçbir osmotik etkisi olmayan nişastalara dönüşür. Osmotik basınç düşer su floemden çıkar böylece turgor basıncı da düşer. Böylece elekli (kalburlu) borularda iletim yönü turgor basıncı yüksek olan hücrelerden düşük olana doğru olur.
Yetersiz yanı : Çift yönlü iletimi açıklayamamış olmasıdır.

YAPRAK

Yaprağın görevleri
• Terleme
• Solunum
• Işıktan yararlanma
• Fotosentez
Gaz değişimi (O2 ; CO2) ve terleme stomalar aracılığı ile yapılır. Stomalar kloroplastlı kilit hücre çiftinden oluşur. Açılıp kapanabilme özelliğindedir. Stoma işleyişi; Işık, sıcaklık, ortam neminden etkilenir.

Açılma eylemi : Işıkta olur. Kilit hücre fotosentez yapar. Osmotik basınç yükselir. Komşu hücrelerden osmosla kilit hücrelere su girer turgor basıncı artar. Turgor basıncı artar.
İnce çeperler itilir. Gözenek boşluğu açılır.

Kapanma eylemi : Karanlıkta olur. Kilit hücreler fotosentez yapamaz. Ortam pH'ı düşer.

glikoz + ..... n glikoz ® nişasta + (n–1) Su
——— ————
osmos için su artışı
inaktif
1] Nişasta sentezi olur.
2) Su artar, osmotik basınç düşer.
3) Komşu hücrelerde osmotik basınç fazladır.
4) Komşu hücrelere osmosla su geçer.
5) Basınç azalır.
6) Kilit hücreler büzülür.
7) Boşluk daralır.
• Yaz aylarında öğle saatlerinde sıcaklık yüksek olduğundan gözenekler kapalıdır. Sabah ve öğleden sonra gözenekler açılır.
• Bu aralıkta depo nişasta glikoza çevrilip solunumda kullanılır.
• Bitki fotosentezde O2 fazlasını (solunumda kullanmadığı) atmosfere verir.

HAYVANLARDA TAŞIMA SİSTEMİ
• Bir hücrelilerde besin kofulu, sitoplazma hareketiyle hücrede dolaştırılır.
• Sünger ve selenterelerde özel bir sistem olmamasına karşılık dolaştırılan bir sıvı vardır.
• Taşıma sistemi olan hayvanlarda iki çeşit sistemden biri bulunur.

Açık Taşıma Sistemi
• Taşıma sıvısının yürekten çıkışını sağlayan damar doku boşluklarına (sinüs) açılır.
• Dokularda damar kılcallaşması yoktur.
• Kanın akış hızı yavaştır.
• Hareketler ağırdır.
• Midye, salyangoz, yengeç ve böceklerde görülen sistemdir.
• Yürek kas torbasından oluşur ve doku boşluklarına bağlanır.
• Kan sindirilmiş besin, O2 vücut hücrelerine götürülür. Metabolizma artıkları hücrelerden uzaklaştırılır.
• Böceklerde kan göğüs bölgesinde bulunan ampul biçimli damarlardan (yürekten) vücuda pompalanır.
• Karın bölgesindeki ampul damarlarla geri alınır.
• Kan renksizdir. Taşıma pigmenti içermediği gibi O2 ve CO2'de taşımaz.
• O2 ve CO2 iletimi doku boşluklarına kadar uzanan Trake boruları ile sağlanır.
• Bu yüzden böceklerde hareket hızlıdır.

Kapalı Taşıma Sistemi
• Taşıma sıvısı yalnız taşıma sisteminde iletilir. (kalp, atar ve toplar damar, kılcal damar)
• Dokularda madde değişimi (sindirilmiş besin – O2 , metabolizmal artık ürün) kılcal damarlarda doku sıvısı aracılığı ile yapılır.
• Kanın akış hızı hızlı, hareketler çabuktur.
• Tüm omurgalılarda, halkalı solucanlarda görülür.

Toprak solucanında taşıma sistemi
• Solucanda sırt ve karın damarı olmak üzere iki ana damar vardır.
• Bunlardan ayrılan küçük kılcal damarlar değişik vücut bölümlerine dağılır.
• Kan renklidir (Pigmentli)
• Derisi dikenlilerde su boruları sistemi (Ambulakral sistem) hareketi sağlamakla birlikte, vücut boşluğunu dolduran sıvı bu boruda iletildiğinden bir tür kapalı taşıma sistemi olarak kabul edilir.
• Mürekkep balığı (omurgalıya en yakın omurgasız) kapalı taşıma sistemine sahiptir.

OMURGALILARDA

Omurgalılarda yüreğin evrimi
• Balıklarda aynı doğrultuda 1 kulakçık 1 karıncık
• Kurbağalarda 1 karıncık 2 kulakçık
• Sürüngenlerde yarım perdeli 1 karıncık 2 kulakcık (yılan, kertenkele)
Timsah, kaplumbağada 2 karıncık, 2 kulakçık
Kan Panizza kanalında damarlarda karışır.
• Balıklarda yürek kirli kan taşır.
• Kurbağlarada karışık kan taşınır.
• Alt sürüngenlerde karışık kan
• İleri sürüngenlerde sağ bölümler kirli sol bölümler temiz damarlar karışık kan taşır.
Kuşlar ve memelilerde yüreğin sağ bölümleri kirli, sol bölümleri temiz kan taşır. Atar damarlar temiz kan toplar damarlar kirli kan taşır.
• Balıklarda ve kurbağa larvalarında solungaçlarda temizlenen kan vücuda döner. Bu yüzden büyük ve küçük dolaşım yoktur.
• Kurbağalardan itibaren büyük ve küçük dolaşım ayrımı ortaya çıkar.

İNSANDA TAŞIMA (DOLAŞIM) SİSTEMİ
İnsanda taşıma sistemi; taşıma sıvısı (kan) ve bu sıvıyı ileten kalp ve damarlardan oluşur.

KALBİN YAPISI
Dıştan içe doğru üç tabakalaşma gösterir.
Perikard (Dış zar)
Yüreğin üstünü örten dış zardır. (Bağ doku) Yürek kasları ile bu zar arasında bulunan sıvı, kasılma ve gevşemeyi kolaylaştırır.
Miyokard (Yürek kası)
Çizgili kas yapısında olan özelleşmiş kastır. (Yürek kastan yapılmış güçlü bir organdır.) Yürek kasları bağ dokusu iplikleriyle bir arada tutulur. Kas dokunun fibrilleri dallanarak ağ yapısı oluşturur. Böylece sinir impulsları yürek kasının her bölümüne iletilir.
Endokard (İç zar)
Bir sıralı endotelyum denen yassı hücre sırasından oluşur. Endotelyum (endotel) damar ve kalpte kanın pıhtı oluşturmasını da önler.
Karıncıklardan çıkan atardamar başlangıcında yarım ay kapakçıkları vardır. Atardamar içine doğru tek yönlü çalışır.
Yürekteki kulakçıklara (artrium), karıncıklarına (ventrikulus) denir. Kulakçıklar ince duvarlıdır. Damarlardan alınan kanı karıncıklara gönderirler. Karıncıklar kalın duvarlıdır.
Sağ kulakçık ile karıncık arasındaki 3 kanatlı kapakçığa Triküspit sol kulakçık ile sol karıncık araındaki iki kanatlı kapakçığa da diküspit denir. Kapakçıklar tek yönlü çalışır.
Yüreğin sol bölümleri temiz kan, sağ bölümleri kirli kan taşır.
Yürek kasları ya hep ya hiç kuralına göre çalışır. Yürek kaslarının kasılmasına SİSTOL gevşemesine ise DİASTOL denir.

KALP ÇALIŞMASI
Yüreğin kasılmasını sağ kulakçığın arka duvarının üst kısmında bulunan Sinoatriol düğüm (SA) sağlar. Buradan yayılan impulslar kulakçıkların kasılmasına neden olur. Kasılma, karıncıkları nüzerinde iki kulakçık arasında bulunan ikinci düğüme (AV) Atrioventrikular düğüme geçer. AV düğümünden çıkan his demetleri kasılmayı karıncıklara yayar.
• Önce kulakçıklar kasılır. Kasılma kulakçıklardan karıncıklara geçerken kulakçıklar gevşer.
• Karıncıklar kasılıp kulakçıklar gevşerken kan atar damarlara basınçla itilir.
Yürekte kanın akış yönü
Toplardamar -> Kulakçıklar -> Karıncıklar -> Atardamarlar biçimindedir.

Yürek Kaslarının Çalışmasını Etkileyen Faktörler

İç Faktörler :

Sempatik sinirler hızlandırıcı, parasempatik sinirler yavaşlatıcı etki yaparlar.
• Yürek beyinden gelen uyarılara (impuls) bağlı değildir. Sinirler kesilip uygun bir çözeltiye (ringer) konulursa çalışmaya devam eder.

Böbrek üstü bezi hormonu olan Adrenalin heyecanlanma nedeniyle artar.
Asetilkolin vagus sinirinden salgılanır.
• Kan plazmasındaki Ca++ ve K+ iyonlarının derişimi
• Ağır ishal vakalarında vücut bu iyonları kaybettiğinden kalp durabilir (ölüm).

Dış Faktörler :

Sıcaklık, basınç, yüksekli değişmeleri
Örnek :
Ateşli hastalıklar, Yoğun hareketler sırasında vücut sıcaklığı artar, sıcaklığı dengelemek için kalp hızlı çalışır.
Yoğun hareketler sırasında enerji üretimi nedeniyle dokularda CO2 derişimi de artar. Dolayısıyla kanda artan CO2 miktarı kalp atışlarını hızlandırır.
Bir yürek atışı; bir sistol ve bunu izleyen diastolden oluşur. Her atış süresi 0,85 sn dir. (0,15 sn kulakçık kasılması, 0,30 sn karıncık kasılması, 0,40 sn tüm odalar dinlenme durumunda) 1 dakikada yaklaşık 72 kez atış yapar.

DAMARLAR
Atardamar (Arter) : Dokulaşma dıştan içe doğru; lifli bağ doku, düz kas doku ve endotel biçiminde üç tabakadan oluşur. Çeper kalınlığı fazla olan damarlardır. Genellikle temiz kan taşırlar. Akciğer atar damarı (sağ karıncıktan çıkan) kirli kan taşır. Böbrek atar damarı ise azotlu artık ürün bakımından zengindir. En büyük atar damar sol karıncıktan çıkar AORT'tur. Kan basıncı atardamarlarda kalpten uzaklaştıkça azalır. Kalbe yakın bölümlerde ise yüksektir. Kan basıncını kalp sağlar. Kanın akış hızı yüksektir. Kan basıncı, yürek atış gücü, kan miktarının artışı ve damarın büzülmesiyle artar.
• Yüreğin kasılmasıyla oluşan en yüksek sistolik basınç (büyük tansiyon) gevşemesi nedeniyle oluşan en düşük basınca ise diyastolik basınç (küçük tansiyon) denir.
• Atardamar düz kaslarının kasılıp gevşemesiyle vücudun her tarafına gönderilen kan miktarı değişebilir. Düz kaslara gelen iki grup sinir vardır. Bunlardan sempatik sinirler damarın daralmasına, parasempatik sinirler genişlemesine neden olur.
TOPLARDAMAR (Vena)
Kirli kanın (CO2 bakımından zengin) kalbe dönmesini sağlar. Akciğer atar damarı O2 bakımından zengin damardır. Böbrek toplar damarlarında azotlu artık ürün oranı en azdır. Dokulaşma bağ doku düz kas doku ve endotel biçiminde üç tabakadan oluşur. Kas tabakası atardamara göre incedir. Bağ dokuda daha az esnek lifler taşır. Kanın akış hızı atardamara göre daha azdır. Damar içi kapakçıkları kanın geriye doğru akışını önler. Kanın hareketini iskelet kaslarının damara yaptığı basınç ile birlikte soluk alma sırasında göğüs boşluğu basıncının azalması toplardamardan kalbin kulakçıklarına kanın dolmasını sağlar. (Önce göğüs bölgesi toplarlarına sonra kulakçıklara dolar.)
Kanın akış hızı :
Atardamar 500 mm/sn > Toplardamar 150 mm/sn > Kılcal damar 1 mm/sn

Kılcal damar : Yalnız damar epitelinden (endotel) oluşurlar.

Kılcal damarlar yarı geçirgendir. Doku hücreleriyle kan arasındaki madde alışverişi doku sıvısı aracılığı ile kılcal damar ağlarında yapılır. Böylece kararlı bir iç çevre (Hemostasis) sağlanır.

• Doku sıvısı; Alyuvarı olmayan ve daha az proteinli kan plazmasıdır.
Kılcal damar boyunca madde alışverişini açıklayan hipoteze STARLİNG HİPOTEZİ denir.
Bu hipoteze göre
1– Kılcal damar boyunca proteinlerin osmotik basıncı değişmez.
2– Kılcalın atardamar ucundan toplardamar ucuna gidildikçe kan basıncı azalır.
3– Kılcalın atardamar ucundaki kan basıncı fazla olduğundan (Kan basıncı > Osmotik basınç) kan plazmasından doku sıvısına doğru madde geçişi olur.
4– Kılcalın toplardamar ucunda osmotik basınç, kan basıncından büyük olur. Doku sıvısından kan plazmasına doğru madde geçişi olur.

Kılcaldaki su aynı basınçla doku sıvısına itiliyor. Doku sıvısından da aynı basınçla kılcala itiliyor.
18 – (–6) = 24 mmHg
Öyleyse kan basıncına rağmen kılcal içinde kanın hacmi değişmez.
Lenf (Akkan) Sistemi : Omurgalı hayvanlarda kan dolaşımı sistemine ek olarak bağımsız ikinci damar sistemine denir. Lenf sistemi tüm dokular arasına dağılmış bir ucu kapalı küçük lenf kılcalları ile başlar. Lenf kılcallarının yüzeyleri ince çeperli ve geçirgendir. Bu kılcallar lenf toplarlarını oluşturur. Lenf toplarları kanın geriye akışını engelleyen damar içi kapakçıklara sahiptir. Vücudun sağ ve sol tarafından gelen büyük (ana) lenf damarları (göğüs kanalı) sağ ve sol köprücük altı toplar damarıyla birleşir. Lenf sıvısının hareket yönü kalbe doğrudur. Kan damarlarıyla birleştikleri kısımlarda lenf düğümleri vardır. Bu düğümlerde lenfositler (akyuvar) üretilir, mikroplar süzülür. İç organlardan gelen lenf toplarları Peke sarnıcında birleşir. Bu yüzden lenf damarı yağların sindirim ürünlerini de (ince bağırsaktan karışan) taşır.
Lenf sistemi doku boşluklarından biriken sıvının geri dönüşünü sağlar.

KAN LENF
1– Plazma vardır 1– Plazma vardır
2– Alyuvar, akyuvar 2– Sadece akyuvar vardır
trombositler vardır.
3– Hemoglobin içerir 3– İçermez
4– Kırmızı renklidir 4– Sütümsü, renksiz
5– Glikoz, amino asit, 5– Yağ asiti, gliserin,
protein lipit, hormon yağda çözünen vitamin
ve vitamin içerir çok az protein
6– Akış hızı fazla 6– Daha yavaştır.

Lenf sistemi; Doku sıvısına geçen su ve proteinleri kan dolaşımına geri kazandırır.

KAN DOKUSU
Bir bağ doku bölümüdür.
Dokunun % 55'ini sıvı olan kan plazması % 45'ini kan hücreleri (alyuvar, akyuvar, trombosit) oluşturur.
Kan plazması; protein, lipit, amino asit, glikoz, tuz, hormon, antikor ve çözünmüş gazlardan oluşur. Plazma lipoprotein, globülinler, albumin, fibrinojen gibi herbiri belirli bir görevi yapan proteinler içerir. Albumin ve globülinler vücut sıvılarının su oranını, fibrinojen kanın pıhtılaşma sürecini düzenler. Antikorlar da globülin türü proteinlerdir.

KAN HÜCRELERİ
1) Alyuvarlar : Memeli alyuvarları damar içinde çekirdeksizdiler. Disk şeklinde olan bu hücreler eritroblast denen öncül hücrelerden oluşur. Olgunlaşma süresi içinde çekirdeklerini kaybederler. Böylece hemoglobin yaparlar. Hemoglobin O2 ve CO2 taşınmasıyla ilgilidir. Yaşlı alyuvar hücrelerinin hemoglobini karaciğer ve dalakta parçalanır. Ayrılan demir kırmızı iliğe taşınarak hemoglobin yapımında kullanılır. Kalan kısım ise safra pigmentlerini oluşturur.
Sağlıklı insanlarda olağan koşullarda alyuvar yapılma hızı yıkım hızına eşittir. Alyuvar sayısı değişmez kalır. Dokularda oksijen azalmasını sağlayan herhangi bir etken (kanamalar, yükseklik...) alyuvar yapımını hızlandırır. Hemoglobin sentezi ile alyuvar yapımı birbiri ile ilişkili değildir. Demir yetersiz ise hemoglobin sentezi azalır ancak alyuvar sentezi devam eder, hatta hızlanabilir.
Hemoglobin oksijenin çok olduğu yerde oksijeni tutar az olduğu yerde de oksijeni bırakır.

2) Akyuvarlar : Çekirdekli renksiz hücrelerdir. Sarı ilik ve lenf düğümlerinde bölünerek çoğalır. Aktif hareketlidirler damar dışına çıkabilirler. Akyuvar sayısı sabahın erken saatlerinde en düşük akşam saatlerinde en yüksek değere ulaşırlar. İyi beslenemeyen insanlarda akyuvar daha az sayıdadır. Lenfosit ve monositler lenf düğümlerinde, nötrofil, bazofil ve eizinofil türleri kemik iliğinde oluşurlar. Akyuvarlar mikropları fagositozla yutarlar. Savunma hücreleridirler. Mikropların toksinlerine karşı lenfositler antikor oluştururlar.
Bir antijenin kanda bulunmasından bir haftta sonra antikor oluşmaya başlar. Önce antikor miktarı yavaş bir artış göstererek tepe noktasına ulaşır ve sonra düşer. Buna ilk tepki denir. Bir zaman sonra (ay, yıl) yeniden antijen enjekte edildiğinde kısa bir durgunluk evresi sonunda hızlı bir antikor artışı olur. Buna da ikinci tepki denir. Ulaşılan düzey yüksektir azalma daha yavaş olur.

• Antikor yapan hücreler, bir maddenin antijen olduğunu tanımak zorundadır. Kazanılmış bağışıklık, antijen denilen yabancı proteinlere karşı antikor denilen özel proteinlerin oluşturulması ve kan ve doku sıvılarına geçmesi esasına dayanır.
Antijen–Antikor özgüllüğü kilit anahtar uyumu gibi olmalıdır. Çeşitli antikorlar arasındaki ayrılık küçük bir bölgedeki aminoasit dizilişinden kaynaklanır. Genelde antikorlar globülin türü proteinlerdir.
İnsan dışındaki organizmaları etkileyen bazı hastalıklara karşı tüm insanlar DOĞAL BAĞIŞIKLIK gösterirler. Bazı insanlar ve hayvanlar bulaşıcı etmenlere karşı ÖZGÜL BAĞIŞIKLIK geliştirme yeteneğindedir.
Bir hastalığa yakalanan insana, antikor oluşturması için başka bir denekten alına antikor çözeltisi (serum) verilerek kendi plazma hücrelerinin antikor yapıncaya kadar geçecek sürede korunması sağlanır. PASİF BAĞIŞIKLIK adı verilen bu olay hemen etkili olmasına karşılık kalıcı değildir. Timus bezi antikor yapma yeteneği kazandırır. Plazma hücrelerinin antikor yapma eğilimini genler denetler.
Birde doku bağışıklıklarında önemi olan hücrelerde bulunan antikorlar vardır. Doku naklinde bağışıklık alıcı ve vericinin genetik yapısı tarafından belirlenir. Nakledilen dokuda bulunan antijene alıcının tepkisini belirleyen genlere dokusal uyuşum geni denir.

Örnek :
Bu fareye ergin dönemde A faresinden alınan deri aşılanırsa uyuşum sağlanır.
Allerjilerde, vücuda giren antijenlere karşı antikorların (özgül) yapımının başlatılmasına bağlıdır.
Trombosit (Kan plaketleri) : Kan plazması parçacıklarıdır.
Kanın damar dışında pıhtı oluşturmasını sağlayan TROMBOKİNAZ oluştururlar.
Trombosit ve salgısı trombokinaz, karaciğer enzimleri (trombojen, fibrinojen) kandaki Ca++ derişimi, K vitamini zedelenen doku salgısı (Tromboplastin) pıhtılaşmayı sağlar.
• Kanda şeker yüksekse pıhtılaşma zorlaşır.
• O2 ile temasın pıhtılaşmada etkisi yoktur.
Pıhtılaşma Olayı : Birbirini izleyen 3 tepkime dizisinden ibarettir.
Bir önceki tepkimede oluşan ürün sonraki tepkime için katalizördür.

Kanın Görevleri :
• Dokulara sindirilmiş besin ve O2 taşımak
• Metabolizma artık ürünlerini ilgili organlara taşımak
• Hormonları taşımak
• Vücut sıcaklığını düzenlemek
• Kararlı iç çevre sağlamak
• Kanın pH'ını düzenlemek
• Antikor, antitoksin oluşturarak vücudu savunmak.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <center> <big> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <font> <img> <b> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar