Göğüs Hastalıkları
Tanım:Halen tüm dünyada sorun oluşturmayı sürdüren ve bilinen en eski infeksiyon hastalıklarındandan biridir. Akciger ve akciger dışı pek çok sistemi tutabilir.
Klinik Bulgular: En çok akcigeri tutar. Kişinin immün sistemi ile basilin etkileşimine göre farklı klinik tablolar ortaya çıkabilir. İnfekte kişilerin sadece %5-10'unda klinik hastalık gelişir. Primer infeksiyon genellikle sessiz seyreder ve sadece PPD pozitifligi saptanabilir. Bazen özellikle de çocuklarda ateş, kuru öksürük, dispne ve plöritik agrı saptabilir. Fizik incelemede akcigerde ral alınabilir.Akciger grafisinde çogunlukla tek taraflı hilar lenfadenopati (%15 bilateral), kavitesiz infiltrasyon görülebilir. Daha sonra kalsifikasyon oluşabilir. Eritema nodozum, steril poliartrit ve konjunktivit eşlik edebilir. Aylar sonra plörezi gelişebilir. Bagışık sistemi baskılanmış hastalarda progresif primer tüberküloz gelişip milier ve meningeal yayılım gösterebilir. %10 hastada da kısa sürede kronik destrüktif safhaya geçebilir. Reaktivasyon tüberkülozu , dormant odaktan hematojen yayılımla gelişir.
Eşlik eden başka bir hastalığı olmayan hastalarda, günlük yaşamı sırasında ortaya çıkan pnömonilere toplum kokenli pnömoniler denir. Toplum kökenli pnömoniler ikiye ayrılır: tipik pnömoniler ve atipik pnömoniler.
1. Tipik pnömonili hastalarda ilk görülen belirtiler üşüme titreme ile ani yükselen ateştir. Ardından öksürük, pürülan balgam ve plöretik tipte yan ağrısı gelişmektedr.
2. Atipik pnomoniler, ateş, halsizlik, baş ağrısı gibi prodromal belirtilertilerle subakut bir şekilde başlar. Ardından kuru öksürük yada mukoid balgamlı öksürük görülmektedir. Hastalarda hırıltılı solunum gelişebilir. Legionella pnömonisinde (halk arası “yaz zatürresi” olarak bilinmektedir) ise ilk 24-48 saatte halsizlik, kas ağrıları, şiddetli baş ağrısı gelişir. Ardından ani yükselen ateş, ve kuru öksürük başlar. Legionella pnömonisinde bazen yan ağrısı, bulantı, kusma ve ishal gelişebilir.
Silikosis, pnömokonyozlar başlığı altında toplanan akciğerin toz hastalıklarından en hızlı seyredip ve fatal olanlarından biridir. Solunabilir büyüklükteki (0,5-5 µm çaplı) silis partiküllerinin inhalasyonuyla oluşan, çoğunlukla radyografiyle saptanabilen bir akciğer hastalığıdır. En tipik görünümü basit silikosis ve progresif masif fibrosisdir (klasik silikosis). Diğer radyografik görünümleri silikoproteinosis ya da akut silikosisdir. Klinik olarak da kronik, akselere ve akut olmak üzere üç ayrı formu vardır. Kronik formda akciğer belirtileri, toza sunuk(maruz) kalmanın başlangıcından en erken 15 yıl sonra ortaya çıkar. Akselere silikosisde bu süre 5-15 yıldır. Akut formda ise silikosis birkaç ay içerisinde gelişir ve kristal silikaya aşırı yoğun sunukluk söz konusudur.
Sarkoidozun nedeni bilinmemektedir. Vücudun deri, göz, çevresel sinirler, karaciğer, lenf düğümleri ve kalp de dahil hemen hemen her tarafını etkileyebilir, ancak vakaların %90 ında akciğerleri etkiler.
Belirtiler
- Hiç belirti olmayabilir
- Genel kırgınlık
- Ateş
- Nefes darlığı, özellikle egzersiz sırasında
- Kilo kaybı
Sarkoidoz bağışıklık sistemini de tutuyor gibi görünmektedir. Vücudunuzu hastalıklardan koruyan akyuvarların bir tipi olan yardımcı T lenfositler aşırı çalışarak dokularda iltihap hücrelerin birikmesine neden oluyor gibi görünmektedir. Akciğerlerde bu hücre birikimi, alveol (akciğerdeki küçük hava torbacıkları) duvarlarına, bronşlara ve kan damarlarına zarar vererek akciğerdeki normal oksijen dağılımını değiştirir.
Sarkoidoz kadınlarda erkeklerden daha sık görülür. Nadir olarak çocuklarda ve yaşlılarda da görülmesine rağmen, hastaların çoğu 20 ile 40 yaş arasındadır.
Teşhis
Tanımı :
* SARS (Severe Acute Respiratory Syndrome) ya da halk arasında bilinen adıyla "gizemli zatürre" ; 2003 yılı başlarında Asya’da, Kuzey Amerika’da ve Avrupa’da görüldüğü bildirilen, ani başlayıp ağır seyreden, virüslerle oluşan bir solunum yolları hastalığıdır.
En sık görülen belirtileri :
* 38 dereceyi geçen ateş
* Kuru, balgamsız öksürük
* Solunum güçlüğü
Bu belirtilerin salgın olan bölgelerde yaşayan veya oraya yakın zamanda seyahat etmiş olan kişilerde görülmesi daha da anlamlıdır.
Etyoloji :
* Yapılan son çalışmalara göre hastalığa yol açan mikrobun ‘Coronavirüs’ (nezle ve soğuk algınlığına da yol açan taç şeklindeki virüs grubu) ailesine ait bir virüs olduğu anlaşılmıştır.
Epidemiyoloji :
* Dünya'da (yaygın olarak) ilk kez güney Çin'deki Guangdong eyaletinde ortaya çıktı.
* WHO (Dünya Sağlık Örgütü) tarafından şubat 2003’ten itibaren toplanan bilgilerle tanımlandı. 9 ülkede 11 labaratuvarda tanı amaçlı çalışma yapılıyor.
* Hastaların yaşları 25-70 arasında değişiyor.
* 15 yaş altı çocuklarda da görülmüş.
Yenidoğanda respiratuvar distress sendromu (RDS) ve hyalin membran hastalığı eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Siyanoz, interkostal ve sternal çekilme gürültülü solunum ile doğumdan hemen sonra ortaya çıkar. birçok nedenleri vardır. Bunlar annnenin aşırı sedasyonu, doğum sırasında kafa hasarı, kan ve amniotik sıvı aspirasyonu intrauterin hipoksi bunlar içinde sayılabilir.
Makroskopik olarak akciğerler kollabe koyu kırmızı pembe renkte ve karaciğer kıvamındadır. Histolojik olarak doku solid görünür ve iyi gelişmemiştir. Distal bronş ve bronşiolleri döşeyen epitelde nekroz görülür, bu epiteller distal hava yollarını kapatabilir. İlk yarım saatte hyalen membran gelişebilir, genelde 2 saatten sonra gelişir. Hyalen membran terminal bronşiollleri ve alveoller duktusları kaplar. Daha distalde olan alveoler saklarda kollpas olur (atelektazi) membranlar nadirdir.
Akciğerdeki toplardamarların içindeki basıncın aşırı bir şekilde yükselerek aşırı miktarda kanın bu toplardamarları parçalayarak alveoller (hava kesecikleri) içine girmesi sonucunda akciğer ödemi (pulmoner ödem) meydana gelir. Pulnomer ödemin sebebi genel olarak çok sık olan kalp krizleri, mitral ve aort kapağı hastalıkları ve nadir olmakla birlikte yüksek irtifaya maruz kalmasıdır.
Acil Belirtiler
- Nefes darlığı (ciddi);
- Huzursuzluk ve endişe;
- Pembe ve köpüklü balgam:
- Terleme;
- Sararma (beniz sarılığı);
Pulmoner ödemde derhal hastaneye kaldırma ve tedavi gereklidir.
Akciğere gelen pıhtı tıkacı (trombo-emboli) geniş bir alanı etkiliyorsa hasta ancak yoğun tedavi girişimleriyle kurtarılabilir.
Damarlarda normal olarak bulunmaması gereken değişik boyutlardaki yabancı maddelerin kan yoluyla taşınarak ince bir damarı tıkaması emboli olarak bilinir. Bunun sonucunda tıkanan damarın beslediği bölgeler kansız kalır. Ortaya çıkan beslenme ya da dolaşım bozukluğunu gidermek için yan damarlar zamanında gelişmezse kangren kaçınılmaz sonuçtur.
Emboli
Gaz, sıvı ve katı haldeki maddeler emboliye yol açabilir.
Gaz (hava) embolisi
Damara dışarıdan hava girmesi ya da damar içinde gaz açığa çıkmasıyla oluşur. Örneğin, iğne yapılırken, serum verilirken ya da basıncın ters yönde olduğu boyun toplardamarının bir travmayla karşılaştığında damara hava girebilir.
Normal koşullarda atardamarlardaki kan basıncı kalbin hem kasılma, hem de gevşeme hareketleri sırasında atmosfer basıncından daha yüksektir. Bu nedenle atardamara normal basınç altında hiçbir zaman hava giremez. Atardamarda gaz kabarcığı "dalgıç vurgunu" örneğinde olduğu gibi hızlı basınç değişiklikleri sonucunda ortaya çıkar.
Tanım: Mikrobiyal bir ajanla oluşan akciger parankim inflamasyonudur. Toplum kökenli pnömoni, bakımevlerinde pnömoni, nozokomiyal pnömoni, immunkompromize hastada pnömoni ve aspirasyon pnömonisi başlıgı altında incelenir ve yaklaşım belirlenir. Bunların herbirinde etken, prognoz ve tanısal yaklaşım farklılık gösterir. Ayrıca akut, subakut ve kronik olarak sınflandırılabilecegi gibi, tutuluma göre; lober, bronkopnömoni, intersitisyel pnömoni, veya akciger apsesi ve eşlik eden diger radyolojik bulgulara göre;hiler LAP, plevral sıvı ve atelektazi olup olmamasına göre de degerlendirilir. Etkene göre de sınflandırma yapılabilir.
Pnömokonyoz deyimi başlangıçta işyerlerinde genellikle mineral tozlarının inhale edilmesi sonrasında ortaya çıkan non neoplastik akciğer lezyonları için kullanılmıştır. Ancak günümüzde bu deyim organik ve inorganik partiküller, kimyasal madde buharları ve dumanları da içine alacak şekilde genişletilmiştir.
Tozun niteliğine göre farklı etkiler görülür.
Kollagen üretimi yok, Benign pnömokonyoz, Saf kömür tozu
Fibrozis yapan silika, asbest, berilyum
Antijenik etki organik tozlar immunolojik reaksiyon ve astmaya benzer reaksiyon, extrensek allerjik alveolit
Tüberküloz ile birliktelik silika
Neoplaziye zemin, asbestoz
Nefes darlığı, hastanın güçlükle nefes alıp vermesi halidir. Nefes darlığı, sübjektif olarak duyulan rahatsız edici bir duyudur. Hasta soluma eforunun arttığını duyar. Nefes darlığına "zorlu solunum" demek de mümkündür. Normal bir insanın alışkın olduğundan fazla bir iş yaparken fazla solunum gereksinmesi (hiperpe) bir nefes darlığı değildir. Her kişinin bir iş kapasitesi vardır. Bunu aşınca normalden daha derin ve daha hızlı solumaya başlar. Özellikle hareketsiz bir hayat yaşayanlar, yaşlılar, şişmanlar ve kadınlar küçük bir eforla daha fazla solunum gereksinmesi ile karşılaşırlar. Bunları nefes darlıkları arasına katmamak gerekir. Kısacası dispne bir hastalık halidir. İstirahat halinde bir şahsın bir dakikada soluduğu hava (dakika solunum hacmi), zorlu şekilde bir dakikada soluduğu havanın (maksimum solunum kapasitesi) 1/3 ünden azdır. Bu oranın büyümesi, yani solunum yedeğinin azalması, dispneye neden olur.
Dispneye neden olan başlıca hastalıklar ve nedenler şunlardır:
1-HİPERVANTILASYONA (SOLUNUM ARTIŞI) YOL AÇAN NEDENLERLE DİSPNE
Anemi
Karbonmonoksid zehirlenmesi
Methemoglobinemi
Sulfhemoglobinemi
Oksijen basıncının düşmesi
Döneminin ünlü doktorlarından olan Paracelsus (1493-1541), Avusturya'nın Villach şehrindeki madenlerde yaşadıklarını anlattığı kitabında şöyle bir yorum yapmaktadır: "Altın, gümüş, demir, bakır, kalay, kurşun ve civayı elde etmek istiyorsak önümüze çıkacak bir çok güçlük karşısında yaşamımızı ve bedenimizi tehlikeye atmalıyız". Paracelsus, aynı zamanda bir madenciydi ve o dönemde iş-işçi sağlığı kavramları henüz ortada yoktu.
Daha sonra yaşamış bir doktor olan Bernandino Ramazzini (1633-1714) ise dikkatleri çalışanların sağlığına çekmiştir. Ramazzani, öğretim üyesiydi ve aynı zamanda "iş hekimliği"nin öncülerindendi. "Ne iş yapıyorsun?" sorusunu, Hippocrates'ın "Hastalıklar" kitabında yer alan ve bir hastayla ilk kez karşılaşan hekimin hastasından ve onun yakınlarından öğrenmesi gereken konular arasına eklemeyi öneren kişidir. Şöyle sürdürür: Bu soru, hastalığın nedenini bulabilmek için kaçınılmaz bir sorudur. Ancak, günlük hekimlikte bu çok önemli noktaya hiç önem verilmediğini ya da hekimin hastanın mesleğini bilse bile buna aldırış etmediğini görmekteyim.
Kömür ısınma, elektrik üretiminide içeren değişik amaçlara yönelik çıkarılır. Kömür işçilerinde görülen akciğer bulgularının spektrumu değişkendir.
Asemptomatik antrakosis; Pigment hücresel reaksiyon olmaksızın birikir.
Basit kömür işçisi pnömokonyozu (BKİP); önemli pulmoner disfonksiyon olmaksızın pigment makrofajlarda birikir.
Komplike kömür işçisi pnömokonyozu (KKİP); veya progressif masif fibrozis (PMF); akciğer fonksiyonlarını azaltan yoğun fibrozis olur.
Kömür madenlerinde toz azaltma ölçümlerinin uygulanması yeryüzünde kömür tozu hastalığı insidansını azaltmıştır. Sert kömür (antrasit) yumuşak kömür (lignit)ten daha çok hastaluğa neden olur. İstatistikler değişken olmasına rağmen BKİP’nun %10’undan azı KKİP’e PMF ilerler. PMF genel bir deyimdir. Yoğun fibrozis oluşturan herhangi bir pnömokonyoz komplikasyonu için kullanılmaktadır. En sık KİP ve silikosis’te görülür.
KKİP’in patogenezi özelliklede BKİP’in KKİP’e ilerleten lezyonların nedeni tam olarak anlaşılamamıştır. Silika ile kontamine olmuş kömür tozları progressif hastalık lehine olabilir. Ancak birçok olguda karbon tozlarının kendisi sorumludur, Komplike lezyonlar basit lezyonlardan daha çok toz içerir.
KOAH Nedir?
KOAH bir akciğer hastalığıdır.
Hava yolları akciğerlere hava taşır. Hava yolları bir ağacın dalları gibi uca doğru gittikçe küçülür. Her bir ince dalın sonunda minik baloncuklara benzer çok sayıda hava kesesi vardır.
Sağlıklı kişilerde bütün hava yolları açık ve temizdir. Her bir minik hava kesesi havayla dolar. Daha sonra hava çabucak dışarı çıkar.
Sizde KOAH varsa, akciğerlerinizde sorun var demektir.
1. Hava yollarının içi daralır. Daha az hava girer, çünkü;
* Hava yollarının duvarları kalınlaşır ve şişer
* Etrafındaki küçük kaslar hava yollarını sıkıştırır
* Hava yollarında öksürükle çıkardığınız balgam oluşur
2. Minik hava keseleri boşalamaz ve akciğerlerinizi aşırı doluymuş gibi hissedersiniz
Doktorunuz akciğerinizle ilgili sorunlarınızı anlamanıza yardım edebilir.
Doktorlar, KOAH' ı iyileştiremezler ama şikayetlerinizin azalmasına yardımcı olabilir ve akciğerinizdeki zedelenmeyi yavaşlatabilirler.
Doktorunuzun dediklerini yaparsanız;
* Nefes darlığınızın azaldığını hissedeceksiniz
* Daha az öksüreceksiniz
* Daha güçlü olacaksınız ve daha rahat gezebileceksiniz
Hastane kökenli pnömoni (HKP), hastaneye yatış öncesi ve sırasında enkübasyon döneminde olmadığı bilinen etkenlerle hastaneye yatıştan 48 saat ve sonrasında oluşan pnömoni olarak tanımlanmaktadır. Yine hastaneden çıktıktan sonraki 48 saat içerisinde oluşan pnömoni de hastane kökenli pnömoni gibi tedavi edilmelidir. Hastane kökenli pnömoni serviste ya da yoğun bakımda hasta takip edilirken ortaya çıkabilir. Entübasyon sırasında pnömonisi olmayan, invazif mekanik ventilasyon desteğindeki hastada entübasyondan 48-72 saat sonra gelişen pnömoni ventilatörle ilişkili pnömoni (VİP) olarak tanımlanmaktadır.
Amerikan Solunum Derneği (ATS) ve Amerikan İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (IDSA) tarafından kanıta dayandırılarak hazırlanmış ve bazı önerilerde bulunulmuş rehberde bakım hastalarında pnömoni olarak bir tanım daha ortaya konmuştur (1). Bu isim altında son 3 ay içerisinde iki veya daha fazla gün hastane bakımı gerektiren olgularda, son 1 ay içerisinde yara infeksiyonu olan olgularda, bakım evinde yaşayan olgularda, yakın zamanda intravenöz antibiyotik tedavisi olgularda, hastane veya hemodializ kliniklerinde izlenen olgularda ortaya çıkan pnömoni tanımlanmaktadır (1).
A)Göğüs travması ;travmadan ölümlerin %25'inin sebebidir.Travmatik göğüs yaralanmalarının yaklaşık %15'i cerrahi müdahele gerektirir ve bu müdahelelerin %85'i acil serviste yapılır. Göğüs travması penetran veya kunt olabilir ve travmanın mekanizmasi klinik seyir ve müdahaleyi belirler.
1-Anatomi:Göğüs kostalardan oluşan kafes şeklinde bir alandır.Göğüs 3 boşluğa ayrılır.
a)Kardiak (ön) boşluk: Sınırlarını üstte stemomanubrial açı altta alt kotlar oluşturur.Bu
bölgeye olan penetran travmaların kalbi içerme riski vardır.
b)Torako-abdominal alan:Üstte memelerin önü ve scapulanın arka tepesl,altta alt kostaların sınırı tarafindan sınırIanır.Bu alanın travması dia£ragrna,KC.,ve dalak yaralanmasına neden olur
c)Arka boşluk: Scapula iç kenarı ve alt kosta sınırı arasmdadır. Bu bölgeye olan travmalarda ;Özefagus, aort ve trakea yaralanması riski vardır.
2-Toraks travmasında erken hayati tehdit eden durumlar şunlardır: Tansiyon nömotoraks, Açık Pnömotoraks, Yelken Göğüs, Masif Hemotoraks,Kalp Tamponadı ve hava yolu obstruksiyonudur.
Diyafragmatik fıtık, diyaframda normal olmayan bir açıklığın karın bölgesi içeriğinin bir kısmının göğüs bölgesine doğru taşmasını mümkün kıldığı durumlarda meydana gelir. Çok ciddi vakalarda, mide ve barsakların büyük bir kısmı, kalp ve akciğerlerin yer değiştirmesine neden olur.
Bu anormallik doğumdan kısa bir süre sonra bebeğin fıtık yüzünden solunum güçlüğü çekmesi ile teşhis edilir. Bu durum bebeğin yaşamını tehdit eden bir durumdur ve acilen ameliyat edilmesi gerekir. Bununla beraber; çoğunlukla fıtık aylar sonrasına kadar kendini belli etmeyebilir.
Geç ortaya çıkan diyafragmatik fıtık semptomları arasında kusma, ağır karın ağrıları, beslenme sonrası rahatsızlık ve kabızlık sayılabilir. Kimi zaman herhangi bir belirti ortaya çıkmaz ve problem ancak rutin röntgen çekimleri esnasında keşfedilebilir. Eğer doktorunuz bebeğinizde diyaframatik fıtıktan kuşkulanıyor ise, teşhisi desteklemek için röntgen çekimine gerek duyulabilir.
Bronşit bir alt solunum yolu enfeksiyonu olup genel anlamda bronşların inflamasyonudur (iltihaplanmasıdır) .
Alt solunum yolu enfeksiyonları; trakeabronşiyal ağacın daha çok viruslarla oluşan, genel solunum yolu infeksiyonu ile birlikte olan inflamasyonudur
Akut Bronşit
Klinik özellikler : Öksürük en temel semptom olup , uzun sürebilir. Balgam olguların yarısında görülebilir, başlangıçta mukoid iken sonra pürülan hale dönüşebilir. Etkene göre ateş görülebilir. Substernal yanma olabilir. Dinlemekle ronküsler ve kaba raller duyulabilir.
Komplike olmadıkça , altta yatan bir hastalık olmadıkça konsolidasyon ve alveolar tutulum görülmez.Sigara içenlerde semptomlar daha uzun süreli olabilir. Erişkin başlangıçlı astmanın başlamasına neden olabilir.
Etiyoloji : Daha çok viruslar etkendir. Respiratuvar viruslardan; nezle ve coronavirus,influenza, adenovirus etken olabilir. Viruslar dışında; Bordetella pertussis, Mycoplasma pneumoniae, Chlamydia pneumoniae bakterileri de bu hastalığa neden olabilir. Diğer bakterilerin rolü henüz kesinlik kazanmamıştır.
Tanım: Bronşiollerin inflamasyonudur. Yaşamın ilk iki yılında görülen akut bir alt solunum yolu infeksiyonudur.
Klinik bulgular: Akut başlangıçlı vizing hırıltılı solunum la karekterize olup, çoğunlukla öksürük, burun akıntısı, takipne ve solunum sıkıntısı ile karekterizedir. Genelde üst solunum yoluna ait bulgular ve ateşten 2-3 gün sonra öksürük, solunum hızında artış görülür. Anoreksi, huzursuzluk, letarji eşlik edebilir. Hastalığın ilerlemesiyle takipne, taşıkardi belirgin hale gelir. Gögüs duvarında çekilmeler, burun kanatlarının solunuma katılması, görülür. Siyanoz daha nadirdir, bu dönemde ateş olmayabilir. Dinleme bulguları saatler içinde degişebilir. Wheezing, beraberinde raller duyulabilir. Dispnenin artışıyla akciger seslerinde azalma olur ve ilerleyici bir obstrüksiyon göstergesidir. Dehidratasyon sıklıkla eşlik eder. Otitis media, konjunktivit ve bazen diyare eşlik eden semptomlar olabilir. Akut dönem 3-7 gün içinde sona erer. İyileşmeden sonra ilk iki yılda tekrarlamalar olabilir, gitgide şiddeti azalır.
Bronşların doğuştan ya da sonradan dönüşsüz biçimde genişlemesidir. Kronik bronşit bu gelişmenin başlıca sorumluları arasında yer alır.
Bronşektazi, yani bronş genişlemesi çeşitli biçimlerde ve bronş ağacında değişen yaygınlıkta görülebilir. Doğumsal olduğu kadar, bronşlara yerleşen enfeksiyon etkenlerinden de kaynaklanabilen bir bozukluktur. Hastalık uzun süre belirti vermez. Ama iltihaplanma ilerlediğinde ilk kez iltihaba bağlı belirtilerle fark edilebilir.
NEDENLERİ
Bebekken ortaya çıkan bronş genişlemeleri doğumsaldır. Bronş duvarının esnekliğini ve desteğini sağlayan etkenlerin yetersizliği sonucu, bronşlar doğumdan başlayarak sürekli geniş kalır. Aslında edinilmiş bronşektaziler de aynı yetersizlik sonucu gelişir.
Son yorumlar
5 yıl 30 hafta önce
5 yıl 30 hafta önce
5 yıl 30 hafta önce
5 yıl 30 hafta önce
5 yıl 31 hafta önce
5 yıl 31 hafta önce
5 yıl 34 hafta önce
5 yıl 35 hafta önce
5 yıl 35 hafta önce
5 yıl 35 hafta önce